29 Ağustos 2011 Pazartesi

Karadeniz'de Büyün Buluş

100 Yıllık Elektrik Karadeniz'den Çıkacak!

Tamamen Türk araştırmacılardan oluşan ekip, Karadeniz dip sularında yoğun olarak bulunan hidrojen-sülfürlü suyu kullanarak...

Hidrojen enerjileri üzerine ar-ge çalışmaları yürüten Dr. Mükerrem Şahin ve ekibi, tamamen Türk araştırmacılarla Karadeniz dip sularında yoğun olarak bulunan hidrojen-sülfürlü suyu geliştirdiği bir katalizör sistemi üzerinden geçirerek ekonomik koşullarda hidrojen gazı elde etmeyi başardı.

Araştırmacıların yaptığı fizibilite raporları, Karadeniz’deki mevcut potansiyelin, bölgenin 100 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini gösteriyor.

AA muhabirine bilgi veren Dr. Mükerrem Şahin, Karadeniz’de hidrojen-sülfür oluşumunun jeolojik oluşumların etkisiyle sürekli olarak arttığının gözlendiğini belirtti.

Son yapılan araştırma sonuçlarının, Karadeniz’de hidrojen-sülfür oluşumunun giderek yükseldiğini gösterdiğini aktaran Şahin, ayrıca bu kaynaklara Karadeniz’in 30-40 metre altında bile rastlandığını belirtti.

Dr. Şahin, yaklaşık 5 yıl süren araştırmaları sonunda, Karadeniz dip sularında yoğun olarak bulunan hidrojen sülfürden hidrojenin ayrıştırılarak bir enerji üretimine yönelik ar-ge çalışmalarını tamamladıklarını bildirdi.

Şahin, araştırmalarına ilişkin şu bilgileri verdi: "Çalışmamız, enerjiden kaynaklanan cari açığın yüksek değerlerde olduğu ve önemli bir sorun olarak tartışıldığı bu günlerde yerli bir kaynağın kullanılabileceği husunda ümitlerimizi arttırdı. Hidrojen sülfürlü suyu, geliştirdiğimiz bir katalizör sistemi üzerinden geçirerek ekonomik koşullarda hidrojen gazı elde etmeyi başardık.

Projemizde, Karadeniz’in 40 metre altında bulunan kaynağın değerlendirilmesi ve ülke ekonomisine katılması hususunda ilk ciddi sonuçlara ulaşıldı. Şimdiye kadar Karadeniz’deki rezerv tespitleri için yalnızca Rusya, Gürcistan, Ukranya, Romanya gibi ülkelerde çalışmalar yapılmıştı. Ülkemizin de bu konuda eş zamanlı çalışması lazım." Şahin, yaptıkları fizibilite çalışmalarında, mevcut potansiyelin Karadeniz bölgesinin 100 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini gösterdiğini bildirdi.

Konu hakkında bir dizi konferanslar verip üniversite öğrencilerinin ilgisini bu konuya çekmeye çalıştıklarını dile getiren Şahin, "Bunun bir devlet politika haline gelmesi ve pilot tesislerin kurulup bu potansiyelin değerlendirilmesi için çalışmaların yapılması gerekiyor" dedi.

Hidrojen-sülfürden ayrıştırılan hidrojenin, sudan hidrojen üretiminden çok daha ekonomik olduğuna işaret eden Şahin, "Elde ettiğimiz hidrojen yanabiliyor, termik santralde kullanılabiliyor. Ayrıca elde edilen yakıt, araçlarda da kullanılabiliyor" dedi.

20-30 YIL İÇİNDE KULLANILMAZSA BÖLGE ZEHİRLENECEK İDDİASI

Literatürde kendilerinin yaptığı boyutta hidrojen ve sülfür ayrıştırmasını yapan ve bunu uygulamaya koyan bir araştırmaya rastlamadıklarını belirten Şahin, şöyle konuştu: "Hidrojen-sülfür, denizin altındaki basınç sebebiyle suda çözünmüş olarak olarak bulunuyor. Oraya herhangi bir boru indirdiğinizde ve suyu yüzeye çektiğinizde, hidrojen-sülfür sudan ayrışmaya başlıyor. Zaten bu kaynak, 20-30 yıl içinde enerji olarak kullanılmazsa, bütün bölgeyi zehirleyeceğine dair araştırma raporları var. Hidrojen-sülfür, denizin dibinde bakteriler üretiyor.

Buradaki hidrojenin ayrıştırılmasıyla denizin dibi temizlenecek ve bununla kalınmayıp enerji de üretilecek." Karadeniz dip sularından hidrojenin elde edilmesini sağlayacak prototip çalışmalarını da tamamladıklarını bildiren Şahin, "Türkiye, bu çalışmayı nasıl işlevsel hale getireceği konusunda yoğunlaşmalı. Bölgeye pilot tesislerin kurulması için Karadeniz sahillerindeki en uygun bölgeleri de fizibilite çalışmalarımızda tespit ettik" diye konuştu.

KAUÇUK ve KİMYA ENDÜSTRİSİNE DE HAMMADDE VERECEK

Şahin, hidrojen-sülfürden hidrojen üretiminin yüksek seviyelere çıkmasıyla, aynı zamanda ekonomik değeri bulunan sülfür de denilen kükürtün açığa çıktığını kaydetti.

Sülfürün kauçuk endüstrisinin temel kimyasalı olduğunu vurgulayan Şahin, "Hidrojen-sülfürden hidrojeni enerji olarak aldığınızda, oluşan sülfür miktarı da ekonomik olarak bir katkı oluşturuyor. Böylece hidrojen üretimi neredeyse bedavaya geliyor" diye konuştu.

KARADENİZ’DEN BESLENEN BİR SANTRAL HAYAL DEĞİL

Şahin, çalışmalarının her türlü maliyet ve fizibilite çalışmalarının tamamlanmasıyla, bölgeye Karadeniz’den doğrudan beslenen enerji santrallerinin kurulmasının "hayal olmaktan çıkacağını" söyledi.

Özellikle Karadeniz’e kıyısı olan ülke araştırmalarının bu kaynağın değerlendirilmesi için yoğun çalışmalar yürüttüğünü belirten Şahin, "Litaratürü inceleyenler görecekler. Biz de istiyoruz ki Türkiye de bu konuda çalışma başlatılsın. Petrol azaldığında, yerine alternatif enerjiler kullanılmaya başlandığında bizim yanıbaşmızdaki kaynağı değerlendirir potansiyele sahip olalım. Aksi halde 20 sene sonra çok geç kalınmış olunacağından hazır teknolojiler almaya devam edeceğiz" diye konuştu.

Projelerinde hidrojen enerjileri üzerine adını duyuran bilim insanlarıyla da ortak çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Şahin, ayrıca İstanbul’daki Milletlerarası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi’nin Kurucu Direktörlüğünü yapan ve ardından ABD’ye dönen Prof. Dr. Nejat Veziroğlu’ndan da çalışmaları konusunda büyük destek aldıklarını söyledi.

PROF. DR. VEZİROĞLU: 'MALİYET ANALİZLERİ GEREKİYOR'

Mükerrem Şahin’in çalışmalarını yakından takip eden ve halen ABD’de yaşayan Dünya Hidrojen Enerjisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Nejat Veziroğlu da konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Veziroğlu, halen ABD’de Miami’de dünyanın çeşitli bölgelerindeki hidrojen araştırmaları konusundaki çalışmaları izliyor ve dünyanın bu enerjiye dikkatini çekmesi için konferanslar düzenliyor.

Hidrojenin çeşitli yöntemlerle üretilebileceğine işaret eden Veziroğlu, bu enerji kaynağının Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarından, rüzgar, güneş, su ve jeotermal gibi enerji kaynaklarından elde edilebileceği gibi Karadeniz’in dip sularındaki hidrojen sülfürden de elde edilebileceğini belirtti.

Hidrojen üretiminde uygun maliyetlerle üretim yapmanın önemini vurgulayan Veziroğlu, "Türkiye eğer bu alana yatırım yapar ve düşük maliyetle hidrojen üretimini yapabilirse, enerji bağımlılığından kurtulur. Ayrıca ticaret açığımız tamamen kapanır. Bu çok mühim bir konu" dedi.

Dr Mükerrem Şahin’in yaptığı buluşun da bu açıdan çok mühim olduğunu vurgulayan Veziroğlu, "Tabii bunu ticari hale getirmek için büyük çaplı deneyler yapmak lazım. Bunların da desteklenmesi gerekiyor" değerlendirmesini yaptı.

Karadeniz’deki bu potansiyelin değerlendirilmesi konusunda Karadeniz Teknik Üniversitesi, Rize Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi araştırmacıları ile Karadeniz’e kıyısı bulunan ülke araştırmacılarının çalıştığını dile getiren Veziroğlu, "Ancak bu çalışmalar hala araştırma aşamasında. Henüz ticari hale gelmedi. Bu araştırmalar arasında hidrojeni en ekonomik şekilde üretecek sistemin bulunması lazım" dedi.

Bu araştırmaların büyük çaplı yapılabilmesi için desteklenmesi gerektiğini ifade eden Veziroğlu, "Büyük çaptaki deneylerde ticari olarak ne şekilde hidrojenin üretilebileceğinin projesinin hazırlanmış olması gerekiyor.

Mükerrem Şahin’in çalışmasında hidrojen, kalalizör yöntemiyle elde ediliyor.

Diğer çalışmalarda ise başka yöntemler kullanılıyor. Burada mühim olan hangi yöntemin hidrojeni daha ucuz üretilebileceği. En ucuz yöntem piyasayı tutacaktır.

Bu anlamda Şahin’in çalışması çok mühim.

Bu çalışmanın ticari olarak üretilebilmesi için daha büyük çapta üretim yapılması ve maliyet hesaplarının yapılması lazım. Bu yöntemle ilk etapta hidrojen üretilirse, maliyet ne olacaktır? Bunun gösterilmesi lazım. Eğer doğalgazdan daha ucuza üretilebilirse, Türkiye’de doğalgazın, petrolün ve kömürün yerini alır ve dışarıdan doğalgaz, petrol ve kömür ithal etmemize gerek kalmaz." Veziroğlu, Şahin’in çalışmasının Dünya Hidrojen Enerjisi Derneği’nin çıkardığı Uluslararası Hidrojen Enerjisi Dergisi’ne gönderildiğini ve burada çeşitli araştırmacılar tarafından tetkik edilip yayınına karar verileceğini söyledi.

BU ÇAĞIN ADI 'HİDROJEN' ÇAĞI


Uzun yıllar hidrojen ve bor teknolojileri üzerine çalışmalar yürüten ve çok sayıda uluslararası yayım yapan Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Levent Aksu da konuya ilişkin görüşlerini aktarırken, geçen yüzyılın bilim çevrelerinde "atom çağı" olarak adlandırıldığını, bu yüzyılın da "hidrojen çağı" olduğunu belirtti. Aksu, hidrojenin kainatta en çok bulunan element olarak çok büyük bir enerji kaynağı olduğuna dikkati çekti.

Hidrojenin genellikle suyun elektrolizinden elde edilebildiğini anlatan Aksu, iki hidrojen ve bir oksijen elementinden oluşan sudan hidrojenin ayrıştırılması için çok yüksek elektrik enerji gerektiğinden bu çalışmaların çok zahmetli ve zor olduğunu belirtti.

Hidrojen-sülfürlü suda bu zahmetlerin çoğunun bulunmadığını söyleyen Aksu, Mükerrem Şahin’in yürüttüğü projenin özellikle bu açıdan çok önemli olduğunu vurguladı. Çalışmada, hidrojeni sülfürden ayırmak için özel katalizörler kullanıldığını anlatan Aksu, şu bilgileri verdi: "Hidrojen günümüzde çok önemli bir yakıt. Bildiğimiz tüm roket yakıtları hidrojenden yapılıyor. Çağımıza adını veren de hidrojen. Hidrojen, bilinen en etkili yakıt. Petrolün veya benzinin veriminin 10 bin katı kadar yüksek bir verim sağlıyor. Fakat, sıvılaştırılması sorunu belli katalizörlerle, depolanması sorunu da büyük ölçüde halledildi." Hidrojenle çalışan arabaların yapılmaya başladığını, ABD’de de çok sayıda hidrojen dolum merkezinin bulunduğunu dile getiren Aksu, "Hidrojen sülfürden hidrojeni elde etmek mevcut tüm yöntemlerden daha kolay" dedi.

Karadeniz dip sularına yönelik projenin son derece önemli bir proje olduğunu ifade eden Aksu, şu görüşlerini bildirdi: "Hidrojen sülfür Karadeniz’in dip sularında çok fazla bulunan bir bileşik. Bunun içinden hidrojenin alınması konusunda yapılan fizibilite çalışması da son derece uygun. Daha yapılması gereken çok çalışma var. Bu çalışma, hidrojen araştırmalarında bir mihenk taşı diyebilirim. Türkiye’de uygun bir şekilde petrolden daha ucuza mal edilebileceğini düşünüyorum. Bunun için fiyat ve fizibilite araştırmasının yapılması lazım. Sanıyorum ki petrolden daha ucuza mal olacaktır."

Kaynak : haber365.com

14 Ağustos 2011 Pazar

Banka hesabına truva atı tehdidi

Aylarca uykuda bekleyen, hesaptan küçük para çeken veya bir gecede milyonlarca dolarlık hesapları boşaltan truva atları, bankaların korkulu rüyası oldu

Truva AtlarıBilgisayar korsanlarının tüm dünyadaki bir numaralı hedefi bankalar. Bank of America, Wells Fargo, Citibank ve HSBC gibi küresel bankalar dışında rotasını Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin bankalarına çeviren bilgisayar korsanları, mevduat sahiplerinin hesabını truva atı yöntemiyle boşaltıyor.

Korsanlar, müşterinin anlayamayacağı kadar küçük kesintilerle hesaplardan para çekiyor veya aylarca bilgi toplayıp bir gecede milyonlarca liralık vurgun yapabiliyor.

BANKALAR İLK SIRADA

Özellikle Bank of America, HSBC, Wells Fargo, JP Morgan Chase, US Bank, Citibank gibi küresel finans kuruluşları ve bankalar bilgisayar korsanlarının sürekli tehdit ettiği kurumlar listesinde ilk sırayı oluşturuyor. Bankaların güvenlik önlemlerine büyük yatırım yapmalarına rağmen tehdit devam ediyor. Ancak bilgisayar korsanları, daha az güvenlik önlemi alan gelişmekte olan ülkelerin bankalarını da seçiyor. Türkiye, hızla artan alternatif bankacılık uygulamaları yüzünden bu tür korsanların açık hedeflerinden biri haline geldi. İHS Telekom Genel Müdürü Emre Sayın, Türkiye'nin de hem uluslararası bankaların yatırımları hem de korsanların savunmasız banka arayışı ile hedef ülkeler arasında olduğunu söylüyor. İnternet bankacılığında en önemli tehlikenin kullanıcı bilgisayarına yerleşen truva atı yazılımları olduğunu belirten Sayın, "Bunlar virüs programlarıyla belirlenemiyor, özel bir yazılım gerekiyor. Trusteer bu tür yazılımları belirliyor. Bankalara şimdiye kadar bilinen çok büyük bir atak olmadı. Ancak bu yazılımlar aylarca hesap bilgilerini toplayıp, bir gecede milyonlarca dolarlık vurgunlar yapılabiliyor. Bu örgütler daha çok yasa dışı kuruluşlara destek verme motivasyonuyla bunu yapıyor" diye konuştu.





TÜKETİCİLER SAVUNMASIZ

Son dönemde tüketicinin truva atı saldırılarını önlemesi zorlaşıyor. Tüketicinin her gün ziyaret ettiği bir web sitesinden bile truva atı sızıntısı gerçekleşebiliyor. Üstelik bu truva atları hedefledikleri bankaların sitelerine bir banner alanı olarak yerleşiyor ve kullanıcının bilgisayarına truva atı sızmış oluyor. Daha sonra yüksek hesabı olan müşterinin anlayamayacağı küçüklükte paralar çoğu yasadışı örgütlerle ilişkili bilgisayar korsanlarının kasasına giriyor. Türkiye'de tüketici hakları yetersiz. Bankalar tedbir almak yerine tüketiciyi sorumlu tutmaya çalışıyor. Bu yüzden yasalar açısından tüketici Avrupa ve ABD'deki müşterilere göre daha savunmasız. Ancak yasalara dayanıp güvenlik önlemi almayan bankalara karşı mahkemelerin aldığı kararlar emsal oluşturuyor. En son yine internet bankacılığı dolandırıcılığında mahkeme, bankayı sorumlu tutan karar aldı. Ders almayan bankalar oluşan müşteri güvensizliğinin pazarın büyümesini engellediğini göremiyor. Bankalar kendi ayaklarına ateş ediyor.

AYLARCA UYKUDA BİLGİ TOPLUYOR

Truva atları vasıtasıyla saldırılar düzenleyen bilgisayar korsanları uzun süre kullanıcıyı takip ederek çok küçük miktarda parayı hesaptan çekiyor. Bazen de aylarca uykuda kalarak sadece bilgi topluyor. En uygun zamanı yakalayıp milyonlarca lirayı hesaptan boşaltıyor. Cep telefonuna uyarı gelecek kadar büyük dilimlerde para çekilmiyor. Hesap sahibi uzun yolculuklara çıktığında cep telefonu kapalıyken de harekete geçiliyor.

EN TEHLİKELİ 8 TRUVA ATI

* Zeus

* SpyEye

* Gozi

* Bugat

* Silon

* Carberp

* Oddjob

* Tatanga

Alıntı : Sabah- Timur Sırt

2 Ağustos 2011 Salı

Aynı parolaları kullanmayın!

Önde gelen güvenlik firması, parolalarımızı değiştirmenin ne kadar önemli olduğunu ispatlıyor

nternette farklı ve uzun parolalar oluşturmak ve bunları düzenli değiştirmek zorunda kalmak, bilgisayar kullanıcıları açısından sıkıntılı görünebilir. Ancak ESET Türkiye Teknik Müdürü Erkan Tuğral'a göre parola hırsızlığı, şifre kırma ve parola tahmin etme, IT alanının halen en ciddi tehditleri arasında yer alıyor. Tuğral, parola belirleme ve yenileme konusunu bir alışkanlık haline getirmeyi öneriyor.

Şifrelerin ve parolaların güvenliği, bilgisayarların giderek daha kısa sürede daha fazla veriyi işleyebilmesi nedeniyle daha büyük bir problem haline geldi. Bakıldığında, parolalar sadece, kişinin gerektiğinde hatırlayıp, bilgisayar klavyesinden girmek zorunda olduğu bir dizi karakterler bütünü olarak görünüyor. Ama e-mail, banka, e-devlet, oyun, mesajlaşma gibi sayısı giderek artan her uygulama için ayrı şifre düzenlemek sevimlilikten uzak bir iş olarak öne çıkıyor.

ESET Türkiye Teknik Müdürü Erkan Tuğral, bu noktada uyarıyor: "Eğer bilişim yapınız giriş doğrulama için sadece parolalar kullanıyorsa; şifrematikler, USB şifre cihazları, parmak izi ya da retina
doğrulamayı da birlikte kullanan çoklu faktör doğrulama yapan yapılara göre, çok daha fazla parola çalınması ve saldırı riski altındadır. Maalesef parolalar, bilgisayar kullanıcısının hatırlayabilmesi için bazen çok karmaşık olabiliyorken, parola kırma araçları için ise şaşırtıcı derecede kolay karakter
dizileri olabilmektedir" diyen Tuğral, parola kırmak için farklı yöntemler kullanıldığını söyledi.


Bu türden saldırılara karşı gerçek koruma yöntemi olarak çok uzun parolalar kullanmak veya çoklu faktör doğrulama kullanmak sayılabilir. Ancak çok uzun ve karmaşık parolalar kullanmak, karakterlerin kolay hatırlanamaması nedeniyle ters etki yaratabiliyor. Bazı yöntemlerle kullanıcıların 12'den 16 karaktere kadar görece uzun parolaları hatırlayabilmesi mümkün olsa bile sadece parola ile doğrulama yönteminin aşağıdakiler gibi problemleri olmaya devam ediyor:

• Kullanıcılar aynı parolayı pek çok hesaplarında, hatta güvensiz veya az güvenli bir ortam olan internette bile aynı anda kullanmaktadırlar.

• Kullanıcılar hatırlamakta zorlanacaklarını düşündükleri parolalarını bir yerlere yazıp, kolayca ulaşılabilir yerlerde saklayabiliyorlar.

• Parola bilgilerini şifrelemeden, düz metin olarak ileten web, e-mail ve mesajlaşma protokollerinin kullanımı çok yaygın.

• Yazılım ve donanım tabanlı keylogger (klavyede basılan tuşları kaydeden program) tehdidi söz
konusu.

Ne yapmalı?



Parola hırsızlığı, şifre kırma ve parola tahmin etmenin, IT alanındaki halen en ciddi tehditler arasında olduğunu belirten ESET Türkiye Teknik Müdürü Erkan Tuğral, korunmak için şu tavsiyede bulunuyor: "Bu tehditlere karşı en iyi koruma; harfli-sayılı parola, antivirüs yazılımı, şifrematik gibi çoklu faktör güvenlik çözümleri kullanmak ve bilgisayar kullanıcılarının güvenli parola belirleme ve yenileme alışkanlıkları edinmesidir.